35. Danimarka Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivali 10-17 Nisan 2005, Ringsted
Hakan POLACANLI
Tarla faresi tiyatro ve oyun atölyesi
Festivale ilk davetimizi aldığımız gün bizi saran heyecan; başka bir ülkede çocuk tiyatrosu eserleri görmek, yeni yöntemler keşfetmek, kendimizi tanıtmak, yaptığımız tiyatronun dünyadaki karşılığını görmek vb. adına bizi sarmıştı. Kopenhag Havaalanına iner inmez de bu heyecanın ne kadar yerli olduğunu görmeye başlamıştık bile; aynı zamanda geldiğimiz İzlandalı tiyatrocularla oyunlarımız üzerine sohbet ediyorduk. Tüm festival bu heyecanı yaşayarak geçti; Altı günde izlenen 27 oyun, ilk günün akşamı Batıda Tiyatrosu müzisyen-oyuncusu Per Thomsen ile yaptığımız work-shop'u, toplantılar ve diğer tüm birliktelikler.
10 - 17 Nisan 2005 tarihleri arasında Ringsted bir tiyatrocular şehri idi; Organizatörler, oyuncular, yazarlar, yapımcılar ve çocuklarla drama ve benzeri etkinlikler yapan kişiler ve Danimarka'nın 100'e yakın çocuk ve gençlik tiyatrosu. 11:00 - 14:00 saatleri dükkanlarının açık olduğu ve insanların biraz sokağa çıktığı saatler dışında tüm şehir tiyatroya ayrılmış gibiydi. Okullarda bir oyun bitiyor bir başka oyun başlıyordu. Aynı gün içinde sergilenen 50-60 oyundan seçebildiğimiz beş oyunu izleme imkanımız ancak vardı. Festival broşürü, tiyatro broşür ve afişleri ve uluslar arası gözlemciler için hazırlanmış öneri program yönlendirmeleri ile oyun izleme programı oluşturduk ve bir salondan diğerine giderek altı günde 28 oyun izleyebildik. Bunların arasında aslında ulusal olan festivale misafir olarak katılan Almanya, Norveç ve Kazakistan'dan gelmiş tiyatroların da oyunları vardı.
İzlediğimiz oyunlardan edindiğimiz izlenimleri özetlemek gerekirse şunları söyleyebiliriz;
Genel olarak iki-üç kişilik tiyatro grupları mevcut. Oyunlar çok amaçlı okul salonlarında oynanıyor. Bu yüzden oyunları, ışıklamayı da içine alacak şekilde, bir çerçeveyle sınırlanmış bir dekor içinde oynuyorlar. Bir çoğu için söyleyebilirim ki çok özenli üretilmiş eserler. Hiçbir grup yok ki hedef yaş grubu belirlememiş olsun ve tamamı bu seçimler doğrultusunda üretmişler besbelli. Hayranlıkla izlediğimizi söylemeden geçemeyeceğim, tiyatroların, neredeyse tamamının, bir minibüsü vardı. Hiçbir eserde, bunu da çocuklar eğlensin diye koyalım mantığı ile yapılmış eklektik sahneler yoktu. Bazı oyunlar herkesin oynayabileceği oyunlar gibi görünse de, izlenmeye devam edildiğinde kendine özel oyunculuk teknikleri, dekor veya aksesuar sürprizleri barındırıyordu. Yani bir çoğu için söylenebilir ki işini, seyircisini ciddiye alan yapımlardı. Genel olarak kullanılan kukla tekniği; açık biçim diye tanımlayabileceğimiz, oynatanın göründüğü tekniklerdi. Bu tekniği besleyen bir unsurda masal anlatım tekniği ile şekillenen rejiler olarak görülüyordu. Tiyatrolarımızda genel olarak görülen seyirciyi oyuna katma, hop oturtup, hop zıplatma gibi teknikler pek görülmüyor. Konuşmayı, hareket etmeyi, çocuğu ve/veya genci bilmeyen oyuncular hiç yok. Genel olarak bakıldığında, çok sayıda tiyatro olmasına karşın, sanki birbirlerinden ayrışmayı planlamışlarcasına bir konu ve/veya teknik ayrışması vardı. Her tiyatronun özgün bir dil, estetik, teknik içinde olduğu söylenebilir sanırım. Birçoğunda gözlenen ortak özelliklerden biri de müzik efektlerinin kullanılıyor olması diyebiliriz.
Bunlar arasında Batida'nın tiyatrosundan biraz söz etmek sanırım yerinde olur. Kalabalık bir oyuncu ve yapım ekibi ile çalışan ender gruplardan biri. Sahne üzerindeki grup iletişimleri ve bütünlükleri, gözlemledik ki dışarıdaki hayatlarında da sürüyor. Oyunlarında müzik efektleri, şarkılar genel olarak var. Tüm oyunlarında canlı performansla bir müzik ziyafeti de yaşıyor seyirci. 25 yıllık tiyatro birlikteliklerinin kazanımları her aşamasında tiyatrolarına yansıyor. Sahnede hiçbir adımları yok ki tüm performans içinde ayrık bir ritimde atılmış olsun. Oyunlarındaki bu birliktelikler yanında gözlemlenen en önemli şeyse; her oyunun ayrı bir hikayesi ve ayrı bir rejisi var, yani tekrara düşmüyorlar. Tiyatronun her işine birlikte koştukları gözlemleniyor. Ancak iş üretirken profesyonel olarak ayrışan bir görevlendirmeye gittikleri söylenebilir. Bir oyun üretmek için gerekli tüm çalışma ortamına sahip bir atölyeleri var; çalışma salonu, terzisi, elektrik, ahşap atölyeleri, depoları, ofisi, konaklama odası, sohbet köşesi... Yaptıkları işi ve hayatı böylesine ciddiye alan, özenen ve bir grup olmayı başarabilen, Danimarka'da bir çok oyuncunun içinde yer almayı istediği bir tiyatro Batida.
Tiyatro Batida ile bir akşam yapılan müzik atölyesi dışında iki toplantı ile uluslar arası gözlemciler ve Danimarka tiyatroları bir araya geldi. Bu toplantılarda genel olarak çocuk ve gençlik tiyatroları ile festival üstüne düşünce ve beklentiler konuşuldu. Tüm grubun bölünerek oluşturduğu küçük gruplarda bu sohbet genişletildi. Bizim dahil olduğumuz grupta Danimarka, Norveç, İngiltere, Litvanya, Lübnan'dan katılımcılar vardı. Her bir katılımcı kendi ülkesindeki deneyimlerini aktardı, ardından bu festivalden beklentiler, festivalin kazanımları gibi konulara girildi. Bu aşamada özellikle İngiltere gözlemcileri; festivalde izledikleri oyunların ve festival programının onlar için çok verimli ya da ilginç olmadığını, kendi ülkelerinde de bu tecrübeleri yaşayabileceklerini, festivalin daha çok Türkiye, Lübnan gibi ülkelerden gelen gözlemciler için ön açıcı ve öğretici olabileceğini söyledi. Söz bize aktarıldığında, hiçbir gocunmaya gitmeden, bizim için ne kadar heyecan verici bir deneyim olduğunu, keyif aldığımız kadar yaptıklarımızın dünyadaki karşılığını görme adına olumlu ve öğretici olduğunu, bizim ülkemizde de çocuk tiyatrosu adına olumlu işler yapan tiyatroların tabii ki olduğunu, ama bunun genele maalesef yayılmadığını kabul ederek, belirttik. Ancak Lübnan'dan gelen gözlemcinin sözünün başında kendi ülkesinin koşullarını bizimkinden ayırması ve Lübnan'da hayatın kesintilere uğradığını ve bundan herkesin olduğu gibi tiyatroların da etkilendiğini söylemesi, Türkiye'deki tiyatronun ve/veya yaşam koşullarının birçok doğu ülkesinden çok çok iyi olduğunu belirledi. Bunun altını çizmek istiyorum, çünkü; daha önce de Danimarka'daki bu festivale katılmış ve 5 (beş) milyon nüfuslu bu ülkede çocuk ve gençlik tiyatroları adına yapılanlara şaşırmış gözlemciler gibi ben de Türkiye'de daha iyisinin yapılabilme koşullarının olduğunu düşünüyorum.
Konuştuğumuz tüm katılımcıların, doğasını bir harika olarak tanımladığı ülkemizde sanat adına çok daha iyi organizasyonlar, tüm insanımız için, her yerde yapılabilmeli. Nasıl ki bugün Hakkari, Kars, Van, Diyarbakır'da festivaller organize edilebiliyorsa, oralarda ve tüm Türkiye'de çocuk ve gençlik tiyatroları üzerine; eğitici, atölye ve work-shop'larla, paneller ile zenginleştirilmiş ulusal ve uluslar arası festivaller organize etmeliyiz. Bu günün seyircisi çocuklara daha iyisinin sunulmasını sağlamak ve tüm kötüleri de ayıklamak aslında hepimizin sorumluluğu. Danimarka bundan otuz yıl önce bizden pek farklı değilmiş, fakat şimdi geldikleri noktada dünyada en iyi oldukları söylenebiliyor. Elbette bu, beş milyonluk bir ülke olsa da, Avrupa standardında bir yaşam süren Danimarka için daha kolay görünüyor. Ama bence, çocuk tiyatrosu yapımcısı biri olarak ve tüm zorlukları bilerek, yapılması gereken tek şey özenli olmak. Bu özen de ancak profesyonel olarak çocuk ve gençlik tiyatrosu yapmayı seçmek, merkeze almak ile mümkün. Bu profesyonelliğin gerekliliği de; çocuğun dünyasını, kabullerini, ihtiyaçlarını, duygularını, gelişim özelliklerini bilmek, yani pedagojik formasyon destekli yapımlar yapmaktır. Özellikle, her yaş grubunun farklılıklarını görerek, yaş gruplarına özelleşen yapımlar gerçekleştirmenin önemini vurgulamama gerek olamasa da bir kez de ben söylemek istiyorum. Çünkü herkes biliyor ancak çok az kişi uyguluyor. Aslında bir festival gözlem raporu olan bu yazıda bunları daha fazla uzatmak istemiyorum. Danimarka'daki tüm festival boyunca hem kendi tiyatromuzu, hem de ülkemizin koşullarını sürekli karşılaştırmış olduğumuzdan bu kadarcık da olsa yer almalı diye düşünüyorum. Umarım bu konularla ilgili, farklı bir ortamda, daha verimli çalışmalar yapabiliriz.
Festival boyunca 200'e yakın oyun dönüşümlü olarak farklı mekanlarda sahnelendi. Büyük spor salonlarındaki tiyatro havası görmeye değerdi; salonların beş-altı kenarına kurulmuş oyun dekorları sırasını beklerken, bir köşede de başka bir oyun oynanmaktaydı..
Aslında ulusal bir organizasyon olan festivalde üç yabancı topluluk misafir olarak oyunlarını sergiledi. Bu üç nitelikli yapım biz uluslar arası gözlemcilere ayrı bir pencere olduğu gibi, Danimarkalı tiyatrocular ve seyirciler içinde keyifli oldu. Özellikle Almanya'dan katılan Puppentheater am Meininger Theater'ın oynadığı ''Kurşun Asker'' oyunundan çıkan herkes çok etkilenmiş ve rüyanın etkisinden kurtulamamış gibiydi. Şişme bir yarım küre çadır, içine alınan seyircileri çepeçevre sarıyor ve hem gölge hem de projeksiyon perdesi oluyordu. Yarım kürenin merkezinden aldıkları ışıkla figürlerin sureti seyirciyi çepeçevre sarıyor ve aksiyon baş döndürücü bir şekilde devam ediyordu. Projeksiyonla denizin altında balıklarla yüzleştik, gölge ile balığın midesine girdik. Zaman zaman projeksiyon gibi ışık kaynağını dışarıdan alan balerin gölgesi de anlatımda yer alıyordu. Anlatım teknikleri kadar oyuncunun muhteşem performansı da göz kamaştırıyordu. Oyun boyunca gölgesini gördüğümüz balerinin de canlanıp aramıza katılması ve dans etmesi de ayrı bir heyecandı. Oyun bittiğinde ağlayanlar, zıplayanlar, “festival burada bitmiştir” diyenler, adrenalinden kurtulamayan seyirciler bir süre oyun alanında şaşkın dolaşıyordu.
Bizim için festivalin getirdiklerine gelince; yaptığımız tiyatronun yönelimlerinin benzerliğini ve kullandığımız kukla tekniklerinin böylesine yoğunluklu olarak kullanıldığını görmek bizi sevindirdi. Sahne üstü ve gerisindeki teknik donanımlarımızı; ışık, ses düzeni, tasarımlar gibi konularda imkanlarımızı zorlayarak da olsa daha iyiye gitmemiz gerektiğini bir kez daha gördük. Fakat en önemlisi, 2003 yılında kurulan tiyatromuzun seyirci seçimi sorgulamalarını bu festival ile sonlandırdık diyebilirim. Tiyatromuzu sadece çocuk ve gençlik oyunları yapan bir tiyatro olarak yaşatmak istiyoruz. Ancak geçen seneki oyunumuzda hedeflediğimiz gibi yediden yetmiş yediye keyif verecek oyunlar da hedefleyebiliriz.
Ayrıca festival bize tüm dünyaya yayılmış yeni tiyatrocu arkadaşlar edinmemizi sağladı. Bunların arasında, tüm festival boyunca bize tüm kalpleri ile dostluklarını açan Tiyatro Batida'ya, hem dostlukları, hem de yaptıkları tiyatro için teşekkür etmeden geçemeyeceğim.
Festival davetinin yapıldığı ilk günden bu yana heyecanla bekledik. Festival bitip de döndüğümüzde kolları sıvayıp işe koyulma heyecanı ile doluyduk. Umarız ki enerjimizi oyunlarımıza aktarabilir ve seyircilerimizle buluşturabiliriz.
Bitirirken bu organizasyonu yapan Danimarka ASSITEJ'ine, festival boyunca yanımızda olan mihmandarımız Soren Ovesen (Teatergrupen Batida) ve bizi festivale gözlemci olarak yönlendiren Türkiye ASSITEJ'ine teşekkür ederiz.
Saygılarımla...
|