KÜÇÜK (!) BİR FESTİVALİN ARDINDAN / CARAVANEN'08 DANİMARKA
Caravanen'08, Danimarka'da, 2003 yılında başlayan, iki yılda bir düzenlenen ve yaklaşık iki hafta süren gezici bir festival. Danimarka Assitej Merkezinin de desteklediği ve bu yıl 28 Ağustos-10 Eylül tarihleri arasında üçüncüsü gerçekleştirilen Festivale Assitej'in Türkiye Merkezi aracılığıyla gözlemci olarak katılma şansını yakaladım. Gezici bir festival olduğu için her sene farklı şehirlerden farklı tiyatroların ev sahipliğini yaptığı festivalin bu seneki ilk durağı Kopenhag'a yakın küçük bir şehir olan Holbeak; bu seneki ev sahibi ise Holbeak'teki Fair Play tiyatrosu idi.
Festivale Lübnan, Kanada, İngiltere, Kenya, İsveç ve Almanya'dan altı, Danimarka'nın farklı şehirlerinden de dokuz olmak üzere toplam on beş farklı tiyatro topluluğu konuk oldu. Ayrıca festival'de Almanya'dan Hening Fangauf, Danimarka'dan Jane Rasch, İsveç'den Marie Persson Hedenius'un konuşmacı olarak katıldığı 'Oyun yazımı, drama- tabu- çocuk ve kültür' konulu bir panel ve atölye liderliğini Rusya'dan Pavel Kurochkin'in yaptığı 'Stanislavskij temelli oynama teknikleri' konulu atölye çalışması düzenlendi.
Farklı ülkelerin konuk olduğu her festivalde olduğu gibi farklı kültürlere ait oyunlar izlemek ve bu oyunlardan yola çıkarak farklılıkları aynı amaç etrafında birleştirip ortak paydada buluşmak festivallerin en önemli amaçlarından biri olsa gerek. Ancak söz konusu festival çocuk festivali olunca dengeler daha çok hassaslaşıyor. Festival kapsamında düzenlenen panelde işlenen konulardan biri 'Çocuk ve Tabu' konusuydu. Burada üzerinde durulan önemli noktalar hem çocuk oyunu yazımında neyin yazılıp, neyin yazılamayacağı hem de, sahne üzerinde çocuklara neyin gösterilip neyin gösterilmeyeceğiydi. Ancak bu sorunun sadece çocuk tiyatrosunda izleyici kitlesinin özel (çocuk) olmasından kaynaklanan bir durum değil, aynı zamanda neyin yazılıp neyin yazılamayacağını ya da sahne üzerinde neyin gösterilip neyin gösterilmeyeceğini belirleyen en önemli faktörün yani 'tabuların', ülkeden ülkeye değişmesiyle de ilgili bir durum olduğu üzerinde duruldu. Yapılan tüm konuşmaların ve tartışmaların sonunda panele konuşmacı olarak katılan, üniversitelerde oyun yazımı konusunda ders de veren Danimarkalı dramaturg Jane Rasch'ın son cümlesi, bu konuda söylenen en kapsamlı ve geçerli düşünce olarak algılanabilir: 'Ne yazarsanız yazın, ne sahnelerseniz sahneleyin öykünüzün bir yerinde hep umut olsun.
'Çocuk ve Tabu' konusunun ülkeden ülkeye değişkenliği düşünüldüğünde, her ne kadar bir oyundan yola çıkarak o ülkenin çocuk algısıyla ilgili genel yargılara varmak doğru olmasa da, herhangi bir tiyatro grubunun sahne üzerinde kullandığı herhangi bir materyalden (bu materyal müzik, dekor, dans, söz vs. olabilir) yola çıkarak grubun kendi ülkesindeki çocuk algısıyla ilgili bazı fikirler elde edebiliriz. Bu anlamda festivalde en çok dikkat çeken ve tartışılan oyunlardan biri Danimarka'dan Norregards Teatre 'nun Jesper Wung_Sung'un aynı adı taşıyan eserinden oyunlaştırılmış 'And The Camel Came Last' adlı oyunu oldu. Oyunun konusu kısaca şu; altı gün boyunca aç, susuz uyumadan tüm dünyayı, insanları, hayvanları, ağaçları, çiçekleri, yaratan tanrı neredeyse bir hafta çalıştıktan sonra yedinci gün depoda bazı kalıntılar görür ve şaheserini daha yaratmadığını fark eder. Daha sonra son eserini de yaratır ve buna da 'Deve' adını koyar. Müziğin, beyaz perdenin ve kuklanın (deve kukla olarak betimlendi) kullanıldığı bu tek kişilik oyun 3-8 yaş arası seyirciler için hazırlanmış. Özellikle ülkemizde din olgusunun (ki din ülkemizde tabu olarak algılanabilir) ne kadar hassas bir noktada olduğu düşünülürse ve İslam inancında Allah'a (Tanrı'ya) hiçbir surette somut, insani vasıflar yüklenemeyeceği göz önüne alınırsa, bir çocuk oyununda Tanrı'yı tamamen insan formunda sahnede yaratmanın ülkemizde tartışmalara yol açacağı muhakkak. Üstelik bu tanrı işini bitirdikten sonra kendine bir bardak bira doldurup keyifle birasını yudumluyorsa! Ancak ilginç olan bu oyundan sonra en çok tartışılan konulardan biri sahnede içki kullanılması oldu. Bu konuda da ülkelerin farklı yaklaşımları söz konusu örneğin birbirine son derece yakın kültürler olmasına rağmen Danimarka'da bu son derece sıradanken, İsveç'te sahnede alkol kullanımının söz konusu bile olmadığı belirtildi.
Festival kapsamında, çocuk tiyatrosunda özgün bir fikir bulma çabasının ve iyi bir oyun yaratmak için özgün bir fikrin gerekliliği tezini çürüten iki oyun dikkat çekti. Birincisi Danimarkalı tiyatro grubu Corona-La–Balance-Statsensemble For Borneteater'ın gerçeküstü ve absürd tiyatronun öncüsü, grotesk ve kara güldürü oyunların 'babası' sayılan Alfred Jarry'nin aynı adlı oyunundan adapte edilmiş King Ubu adlı oyunu oldu. Orjinal metni kukla tiyatrosu olarak yazılan ve ilk kez 1898 yılında kuklalarla oynanan oyunun bu uyarlamasında kadro, iki aktör ve dört kişilik bir orkestradan oluşuyor. İki aktör oyundaki farklı karakterleri canlandırırken orkestra elemanları da oyun akışı içinde canlı müzik yapmalarının yanı sıra gerektiğinde birer oyun kişisi olarak da görev alıyorlar. Oyun yaklaşık yetmiş dakika ve tek perdelik olmasına rağmen sahnedeki hareketlilik, canlı müzik, karakterlerin hızlı değişimi, sahne tasarımı kısaca iyi yorumlanıp, iyi adapte edilmiş bir metnin sahneye aktarımındaki başarı sayesinde iyi bir seyirlik ortaya çıkmış. Oyun dokuz yaş ve üstü çocuklar için sahnelenmiş iyi bir politik tiyatro örneği olarak oldukça ilgi çekiciydi.
Dünyada en yaygın olarak bilinen çocuk öykülerinden biri olan ve belki de yüzlerce kez sahneye taşınmış olan Kırmızı Başlıklı Kızı bu kez festival kapsamında İngiltere'li tiyatro grubu Tangere Arts'dan izledik. Bu çok bilinen öyküyü 'Hood in the Wood' adıyla sahneleyen kişi, oyunun yönetmeni David Johnston olmuş. Oyun orijinal öyküden adapte edilirken ufak tefek değişikler yapılmış. Yapılan bu değişikliklerde en çok dikkati çeken şey öyküdeki kişiler arasındaki ilişkilerin altının çizilmiş olması. Örneğin oyunda kızının ormana tek başına gitmesini istemeyen annenin büyükanne hakkında söylediklerinden büyükanne ve anne arasındaki çatışmaların varlığından haberdar oluyoruz ve aynı çatışmanın kırmızı başlıklı kızla annesi arasında da olduğunu anlıyoruz ki bu oyunun sonunda kırmızı başlıklı kızın eve dönmeyip kurdun karnından çıkmak istemeyen büyük annesinin evinde tek başına yaşamaya karar vermesiyle ortaya çıkıyor. Dokuz yaş ve üstü herkes için tasarlanmış bu bilindik öykü altmış dakika boyunca sadece bir oyuncu ve bir müzisyenle seyri son derece eğlenceli bir hale getirilmiş. Hem kurdu hem büyükanneyi, hem anneyi, hem de kırmızı başlıklı kızı başarıyla canlandıran Gray Johnston'a, oyunun en kritik yerlerinde dünyanın farklı yerlerinden topladığı basit müzik aletleriyle eşlik eden kişi Lewis Gibson. Oyunda dikkate değer diğer bir noktada seyir yerinin üçgen biçiminde düzenlenmiş olması ve oyunun bu üçgenin içinde oynanması. Üçgen biçiminde düzenlenmiş seyir yeri izleyicilere hem oyundaki her anı yakından takip etme olanağı sunuyor, hem de oyuna her türlü seyirci katılımını mümkün kılıyor. Oyun sadece metnin büyüsünü, oyuncunun yeteneğini ve müziğin güçlü etkisini arkasına alarak oldukça başarılı bir şekilde var oluyor.
İsveçli tiyatro grubu Vastana Teater, İskandinav ülkelerinde eski bir halk hikayesi olarak bilinen 'Mons Redbeard' adlı oyun ile festivale katıldı. Festivalde sahne tasarımı açısından en ilgi çekici oyunlardan biri olan bu oyun sahne üzerine kurulmuş içine seyircilerinde sığabileceği şekilde tasarlanmış bir göçebe Moğol çadırının içinde sahnelendi. İki müzisyen ve iki oyuncu ile oynanan bu oyunda müzik, dans, fantastik masklar ve kostümlerle seyirci hayal gücünün sınırsızlığına davet edildi. Çadırın içinde oluşturulan atmosfer izleyicilerin hayal gücüne ve istenilen etkinin yaratılmasında son derece davetkârdı.
Çocuk tiyatrosundaki öykü arayışına çözüm olarak Kral Übü ve Kırmızı Başlıklı kız gibi var olan öykülerle çözüm arayan ya da ulusal halk hikayelerinden yola çıkarak sahnelenen oyunlar olduğu gibi yakın zamanda gerçekleşen olaylardan yola çıkarak yazılan oyunlarda festivalin konukları arasında idi. Çocuk tiyatrosu metinlerine baktığımızda genelde alışık olduğumuzun dışında -yani geçmiş, gelecek ya da hayal aleminin dışında- bir yerden 'şimdiden', 'güncel olandan' bir öykü getiriyor karşımıza 'Oscar' adlı oyunla festivale katılan Danimarkalı tiyatro grubu Teatret Mollen. Oyun konusunu New York'taki Dünya Ticaret Merkezi saldırısından alıyor. 11 Eylül saldırısında ölen babasının yokluğuyla başa çıkmaya çalışan ve bunu bir türlü kabullenemeyen Oscar, babasının eşyalarının arasında üzerinde Black yazılı olan bir zarfın içinde anahtar bulur ve adı Black olan herkesle temas kurup babasıyla ilgili bilgi toplamaya başlar. Böylece babasına gerçekte ne olduğunu bulabileceğini düşünmektedir. Öykü, yakın zamanda yaşanmış gerçek bir olayla, aile içi ilişkileri, özellikle baba- oğul ilişkisini harmanlayıp, içine biraz da merak ve macera unsurlarının da eklenmesi ile keyifli bir yol öyküsüne de dönüşüyor aynı zamanda. Bunun dışında oyunun öyküsünde dikkat çeken diğer bir durumda şu; her ne kadar oyun 11 Eylül gibi tüm dünyanın dengesini değiştirmiş son derece etkili bir olayı içerse de merkezine bu olayı yerleştirmiyor. Bu gerçek olay bize anlatılan öyküyü başlatıyor ve oyunun merkezini ele geçirmeden varlığını hissettiriyor ve ilişkiler düzlemine geçmemize bir vesile oluyor yalnızca. Bu yüzden oyun her ne kadar 10 yaş ve üstü seyirciler için hazırlanmış olsa da her yaştan yetişkin izleyicinin de son derece keyifle izleyebileceği bir oyun haline dönüşüyor. Oyunda beş oyuncu rol alıyor, Oscar dışındaki tüm roller dört oyuncu tarafından canlandırıyor. Oyuncular farklı karakterleri canlandırmalarının yanı sıra aynı zamanda birer müzisyen olarak karşımıza çıkıyorlar bu açık biçimle sahnelenmiş seksen dakikalık tek perdelik oyunda.
Festivaldeki tüm oyunlar göz önüne alındığında ülkemizdeki 'çocuk tiyatrosu' na bakışta yararlı olabilecek genel bazı değerlendirmeler yapmak mümkün. Örneğin amacına ulaşan başarılı hemen hemen her oyunda; bir dansçı kadar iyi dans edebilen, bir müzisyen kadar iyi enstrüman çalan oyuncuların varlığı, sahnelemede çerçeve sahne mantığının dışında herhangi bir mekanı sahne haline dönüştürebilen yaratıcı bir zihin, çocuğu '0-15 yaş arasındaki herkes' le tanımlamayıp yaş gruplarının özelliklerini iyi bilen bir yazar tarafından kaleme alınan hedef kitlesi iyi belirlenmiş bir metin ve çocuk tiyatrosunu yetişkin oyunlarına geçişte bir basamak olarak görmeyip bunun seyirci kitlesi 'özel' ayrı bir sanat formu olduğunu kabul eden bir bakış açısının varlığını sezmek zor değil. Hemen hemen övgüye değer tüm oyunlarda başarıyı sırtlayan aynı etmenlerin söz konusu olduğunu söyleyebiliriz.
Festival komitesinin bu yıl başkanlığını yürüten ve geçen seneler de Assitej'in genel sekreterliğini de yapmış olan oyun yazarı ve aynı zamanda iyi bir besteci ve piyanist olan Michael Ramlose'nin de sık sık tekrarladığı gibi festival aslında küçük ve yerel bir festival olarak anılıyor. Ancak Danimarka'da 1960'lardan bu yana gelişen köklü çocuk tiyatrosu geleneği düşünüldüğünde bu festival ülkenin en büyük çocuk ve gençlik tiyatrosu festivali olmasa da, 9 farklı ülkeden 15 farklı tiyatroya ve onlarca katılımcıya ev sahipliği yapan, farklı ülkelerden farklı fikirlerin temsil edildiği, tartışılıp, paylaşıldığı böyle bir festivale küçük ve yerel bir festival tanımlamasını rahatlıkla mütevazı bir yaklaşım olarak görebiliriz.
Bilge Serdar
Ankara Üniversitesi Tiyatro Bölümü
Çocuk Tiyatrosu- Oyun-tiyatro ve Drama Yükseklisans Programı
|