ÇOCUK TİYATROSU DA TİYATRODUR
Doç. Dr. Hasan Erkek
Çocuk tiyatrosunun ayrı bir uzmanlık alanı olduğu, dolayısıyla o alanda uzmanlaşmayı gerektirdiği, bu olmazsa çocuklara yarar sağlamak yerine onlara zarar verileceği artık kabul görmeye başlayan bir gerçektir. Alanın niteliği ve çocuk tiyatrosunun ayırıcı özellikleri konusunda bildiriler sunulabilir, araştırmalar yapılabilir, ciltlerce kitap yazılabilir. Nitekim bunlar yapılmaktadır. Yapılmalıdır da. Kökleri çok eskiye dayanmayan çocuk tiyatrosunun bilimsel ve sanatsal olarak kendi geleneğini oluşturması ve sırtını bu geleneğe dayayarak atılım yapması yalnız çocuklarımızın çocukluklarından daha çok tat almaları için değil, ama aynı zamanda insanlığın geleceği, arzulanan barışın ve adaletin dünya üzerinde sağlanması için de gerekli, hatta zorunludur.
Konu önemli olunca alanın ayırıcı ve karakteristik özellikleri üzerinde doğal olarak çok tartışılacaktır. Çocuk tiyatrosu konusunda söz söylerken ya da bu alanda uygulama yaparken unutulmaması gereken önemli bir nokta da çocuk tiyatrosunun da önünde sonunda tiyatro olduğudur. Başına "çocuk" sözcüğü geldi diye yapılan etkinliğin, tiyatro olmaktan çıkması, tiyatroyu tiyatro yapan temel niteliklerden vazgeçilmesi düşünülemez. Çocuk tiyatrosu adı altında tiyatroyla ilgisi olmayan, adı bile konulamayacak tuhaf, grotesk atraksiyonların sergilenmesi, ülkemizde emekleme döneminde bulunan çocuk tiyatrosuna çok büyük zarar vermiştir, vermeye de devam etmektedir.
Yetişkinler için yapılan tiyatronun geleneğinin, batı tiyatrosunun yazılı kaynakları göz önüne alındığında en az üçbin yıl eskiye dayandığı bilinmektedir. Ülkemizde bu geleneğin süresi daha kısadır. Çocuk tiyatrosunun geleneği ise gerek batıda gerekse ülkemizde yüz yüz elli yıldan daha geriye gidememektedir. Ayrıca yetişkinler için yapılan tiyatro, gerek eğitim, gerek yapım konusunda desteklenmiş, kurumsallaşmış, kök salmıştır artık. Bütün bunlara karşın, bugün, ülkemizde çocuk tiyatrosunun bu denli yaygınlık kazanması, bu kadar çok kişinin çocuk tiyatrosuyla ilgilenmesi yalnızca sevindirici yanıyla ele alınmamalıdır. Söz konusu alanda etkinlikte bulunanlar arasında çocukları ve çocuk tiyatrosunu gerçekten seven, bu alanda önemli etkinlikler gerçekleştirmek isteyen iyi niyetli, kendini sürekli geliştiren, öğrenmeye ve yeniliğe açık kişiler bulunduğunu hemen belirtelim. Kuşkusuz o kişilere önem vermeli ve onları desteklemeliyiz. Ama aynı zamanda çocuk oyunlarının süresinin kısalığından dolayı yapımının ucuz olabileceği, oyunculuğunun yetkinlik gerektirmediği yanılgısı içinde olanlar da ne yazık ki bulunmaktadır. Aslında bir anlamda çocuk düşmanı da olan bu kişiler, alanın boş olması ve çocuklara yapılan tiyatronun daha çok para getirmesinden yola çıkarak söz konusu alanda rasgele at koşturmaya çalışmaktadırlar. Oysa çocuk tiyatrosu alanı çiçeklerle kaplı ama her biri birer çocuk beyni ve yüreği olan mayınlardan oluşmuş bir mayın tarlasıdır. Bu alanda bırakın at koşturmayı uslu adımlarla yürürken bile dikkatli olunmalıdır. Yoksa söz konusu mayınların patlayabileceği ve bundan yalnız çocukların değil geleceğe bağlanmış olan umutların da zarar göreceği unutulmamalıdır..
Çocuk tiyatrosunun tiyatro dışı bir alan olduğu yanılgısı ya da tiyatro alanının temel nitelikleri bilindiği halde göz ardı edilmesi, her şeyden önce çocuk tiyatrosu açısından sakıncalar doğurmaktadır. Örneğin birileri çocuk tiyatrosunu iki şarkı bir dansa, üç tane kaba öğüte indirgeyebilmektedir. Bir başkası çocuk tiyatrosunu yalnızca düşüp kalkmalardan, yerli yersiz atılan taklalardan, çatlak bir sesle bayağı espriler yapmaktan ibaret sayabilmektedir. Çocukların ilgisini çekiyor diye çocuk tiyatrosunu kötü bir palyaço gösterisine dönüştürenlere de son zamanlarda sıkça rastlanmaktadır. Bu konudaki en büyük tehlike kötü örneklerin yaygınlık kazanmasının yanısıra, yalnız çocukların değil büyüklerin de çocuk tiyatrosu deyince bu kötü örneklere benzer oyunlar beklemeleridir. Kötü pop şarkılarına alışan liseli bazı gençlerin klasik müzikten zevk alamamaları gibi, onlar da bekledikleri kötü örnekler dışında kalan bir oyunla karşılaştıklarında, o oyunun kafalarında yer etmiş olan tiyatroya benzemediğini görüp oyunu beğenmeyebilmektedirler.
Onlar, doğal olmayan ses ve devinim, kulislerden sahneye rasgele ve gereksiz giriş çıkışlar, sahnede sürekli sağa sola koşuşturma, niçin yapıldığı belli olmayan bir dans ve kulakları rahatsız edici müziğin yerine eli yüzü düzgün, başı sonu belli, mesajı öykünün içine yedirilmiş, -varsa- dansları şarkıları yerli yerinde ve organik bir biçimde kullanılmış, kişileri doğru oturtulmuş, yalın bir oyun izlediklerinde bir boşluk hissedebilmekte ve bundan oyunun kötü olabileceği sonucunu çıkarabilmektedirler.
Bu belirlemenin herkes tarafından bilindiğini, doğruluğunun zaten kabul edildiğini düşünenler vardır sanıyorum. Oysa gördüğümüz uygulamalar bizi bu gerçeği yeniden dile getirmeye itmektedir. Eğer biliniyorsa, niçin çocuk tiyatrosuyla uğraşanlar tiyatronun temel niteliklerini öğrenmemekte ve/veya uygulamamakta diretiyorlar. Çocuk tiyatrosu da seyircisiyle birlikte varolduğuna göre niçin çocuk seyirciye saygı gösterilmiyor?.. Niçin demokratik bir iletişim kurulamıyor?.. Niçin birkaç parlak numarayla yetinilip seyirci çocukları kandırma yoluna gidiliyor?..
Oyunun çocuk seyircilerle paylaşılabilmesi için tiyatro binası iyi bir iletişim ortamı olmak zorundadır. Bu biliniyorsa neden hala çok sütunlu düğün salonlarında ya da çeyrek sahnesi bile olmayan ve yüzlerce çocuğun tıkıştırıldığı sinema salonlarında çocuk oyunları oynanmaya devam ediliyor. Seyircinin oyunu algılayabilmesi için öncelikli şartın teknik sorunların çözülmüş olmasıdır. Bu biliniyorsa, niçin çocuk tiyatrosunda ışıklamaya gereken önem verilemiyor, işlevsiz iki spotla yetiniliyor?.. Niçin çocukların hakettiği bir ses düzeni oluşturmak yerine, müzik adına çocuklara cazırtılı, boğuk ve gürültülü bir takım sesler dinletiliyor?.. Çocuk tiyatrosunda, iyi tiyatro eğitiminden geçmiş ama bununla yetinmeyip çocuk tiyatrosu formasyonu da almış olan oyuncuların yer alması gerekirken neden sahnede durmasını başaramayan, sesini salonun ön sıralarına bile duyuramayan, ne dediği anlaşılamayan sözümona oyuncular çocuk seyircilere layık görülüyor?..
Çocuk tiyatrosu da tiyatrodur. Ve tiyatro her sanat dalı gibi estetikle yakından ilgilidir. Bin yılları bulan tiyatro geleneğinin estetik birikiminden yararlanmalıdır. Yarının seyircisi olarak yetişecek olan çocuk seyircinin de estetik bir temsil izlemesi en doğal hakkıdır. Bu biliniyorsa niçin üstü acemice çizilmiş ya da çirkin resimlerin yer aldığı boyalı birkaç panonun oluşturduğu derme çatma dekorlarla yetiniliyor?.. Niçin oyunla bir bağı olmayan, oyun kişisiyle ilişkilendirilemeyen ve yarısı gündelik olan giysilerle kostüm sorunun üstesinden gelinmeye çalışılıyor?.. Neden yapılan sözümona reji içinde en basit sahne dengeleri gözetilmiyor?.. Niçin basit sahne trafiğinin bile üstesinden gelinemiyor, oyuna ritim kazandırılamıyor, akış gerçekleştirilemiyor, çocukların oyunu baştan sona kesintisiz izlemesi ve onu algılaması sağlanamıyor?... Niçin oyunlar saydığımız bu akışı ve izlenmeyi sağlayacak temel bir öyküden yoksun ya da öykü varsa bile neden o öykü izlenebilir ve tat alınabilir bir biçimde kurgulanmıyor?.. Niçin oyunun içmantığı kurulamıyor, gerek metinde, gerek oyunculukta, gerekse rejide tutarlık sağlanamıyor, "çocuk tiyatrosunda herşey yapılabilir", "ne yapılırsa olur" aymazlığına düşülüyor?..
Yine tiyatro da her sanat dalı gibi yalnız estetikle değil anlamla, geniş anlamda ideolojiyle de ilişkilidir. "Ben ideolojik tiyatro yapmak istemiyorum" diyenlerin isteseler de istemeseler de ideolojik bir tavır aldıkları ve kendiliğinden bir ideolojiye taraf oldukları gerçeği unutulmamalıdır. Öyle ya da böyle, hayat üzerine söylenmiş her söz, kalkışılmış ve sonuçlandırılmış her eylem amaçlanmış olmasa da bir yönüyle ideolojiktir. Anlam, yorum, yöneliş, önerme içerir. Bundan kaçınılamaz. Öyleyse çocuk tiyatrosu da ister istemez bundan payını alacaktır (oyunlar aile içi olayları, hayvanları ya da bitkiler alemini konu alsa bile). Hatta çocuk tiyatrosunun hedef kitlesi yarının toplumunu oluşturacak olan çocuklar olduğuna göre bu yalnız kaçınılmaz değil zorunludur da. Bu nedenle yalnız güzel değil, doğru oyun seçilmesi, yalnız etkili değil doğru oynanması ve oyun aracılığıyla çocuklara olması gereken doğru biçimde ulaşılması gerekmektedir. Tiyatronun gelmiş olduğu noktada, metindeki sözlerle, gerçekleştirilen eylemlerle, oyunculukla, rejiyle ve öteki anlatım araçlarıyla oyunun önermesini-temasını iletmenin çeşitli yolları bulunmuştur. Böyleyken niçin çocuk tiyatrosunda açık, anlaşılabilir, öyküye ve olaylar dizisine yedirilmiş, kişilerin eylemlerinden ve sözlerinden çıkan bir önermeye yer verilemiyor hatta gerek metin, gerek sözümona reji ve oyunculuktan dolayı dağılmış anlam parçalarıyla karşılaşılabiliniyor? Neden adı geçen anlatım araçlarının yanlış kulllanımından dolayı oyunun önermesi- mesajı-teması saptırılabiliyor, olması gerekenin tersi bir anlam yaratılıyor?... Kestirmeden şöyle de sorulabilir, çocuk tiyatrosuyla uğraşmaya soyunmuş olan
kaç sanatçının insanlığın en temel değerleri ve bir gelecek toplum projesi konusunda fikri var. Kaç tanesi bu konuda çaba harcamaya eğilimli ve bunu oyunlarında parça parça da olsa işleyecek kadar tiyatro alanında yetkin?..
Çocuk tiyatrosunda uğraş verenlerin başarılı olabilmeleri için yalnız uygulamada değil, yazarlık, kuram ve eleştiride de benzer biçimde tiyatro birikimine sahip olması ve bu sanatı özellikleriyle tanıması zorunlu görünmektedir. Yazarlıkta, seçilen öyküden kurgulamaya, çatışmadan diyaloga, kişileştirmeden bölümlemeye kadar her aşamada tiyatronun güçlü geleneğinden ve özelliklerinden yararlanmalıdır. Yanlış kullanıldığı için yakındığımız ve eleştirdiğimiz şarkı, dans, devinim, palyaço gösterisi ve komiklik gibi öğeler çocuk oyunları içinde elbette yer alabilir. Ama bütün bunlara oyun gerektiriyorsa, öyküyle organik bir bağı varsa ve oyun içinde önemli bir işlev yerine getirecekse başvurulmalıdır.
Çocuk tiyatrosu eleştirisinde, değerlendirme yapılırken, çeşitli ölçütler kullanılacaktır. Ölçütlerin yalnızca çocuk tiyatrosunun hedef kitlesi olan çocuğun, yaş grubu, ilgi alanı, algılama yeterliliği vb. olmasıyla yetinilmemelidir. Başvurulacak ölçütler aynı zamanda tiyatronun içişleyiş kuralları, dramatik yetkinlik, dramaturjik tutarlılık, estetik bütünlük, ideolojik çıkarsama vb. de olmalıdır.
Nasıl çocuk filmi de çekiyor olsa bir sinema yönetmeni, çekim ölçeklerini, kamera açılarını, pozlamayı, dramatik kurguyu, montajı bilmek zorundaysa bir çocuk oyunu yazarı, yönetmeni, oyuncusu, eleştirmeni de tiyatro sanatının özelliklerini ve inceliklerini bilmek zorundadır. Aksi taktirde yapılan iş tiyatro dolayısıyla da çocuk tiyatrosu olmaz, adı da niteliği de başka birşey olur.
Bu kısa bildirideki belirlemeden çocuk tiyatrosuyla yetişkinler için yapılan tiyatronun aynı özellikleri taşıdığı anlamı çıkarılmamalıdır. Tersine, çocuk tiyatrosu ayrı bir alandır ve uzmanlık gerektirir. Ama çocuk tiyatrosu alanında uzmanlaşmanın yolu öncelikle tiyatro alanında uzmanlaşmaktan geçmelidir. Başka bir deyişle çocuk tiyatrosu alanındaki uzmanlaşma ancak bu temelin üzerine kurulabilir. Çünkü çocuk tiyatrosu aynı zamanda tiyatrodur ve her tiyatro türü gibi o da tiyatronun temel nitelikleri, asal özellikleri olmadan varolamaz. Çocuk tiyatrosu yapabilmek için tiyatro konusunda yetkin olmak yeterli değildir ama gereklidir. Hatta zorunludur.
Sonuç olarak yapılan bir etkinliğin öncelikle tiyatro olup olmadığına bakılmalıdır. Çocuk tiyatrosu olup olmadığının ya da bu yöndeki olumlu olumsuz niteliklerinin tartışılmasına ancak bundan sonra gelinebilecektir...
(1.Ulusal Çocuk Tiyatrosu Kurultayı Bildirisi, Çeşme, 1998) |